MİNNET 50 + 5 YIL
ÇOCUKLUK
Kuzey Ege, deniz kıyısında küçük bir kasabada doğdum. Çocukluğum ve ilk gençlik; her yılın 6 ayı soğuk bir denizde yüzerek, bahçemizde çamura şekil vererek ve mutfakta yemek yapma keşiflerimle geçti. Ah nasıl unuturum; babamın siyah-beyaz fotoğraf bastığı akşamlarda ona yaptığım asistanlığı… Radyo kültürü ile başlayan çocukluk, ilerleyen dönemde siyah beyaz televizyonla sürerken ben yine de çok babamın kitaplığında; açılan yeni kapılar için de kaybolmayı severdim.
Ve kalem ve kâğıt üzerinde çevremdekileri çizme denemelerim.
Dedemin, beni ve kardeşimi alıp uzun doğa yürüyüşlerinde; ağaçları ve mevsimine göre bitkileri anlatmasını da çok sever, eve dönmek istemezdim.
Sonsuz bir heyecan ile düşündüklerimi üretmek için ellerimi kullanmayı öğrenmem… Bahçemizde çamurdan yaptığım pastalara istediğim şekli vermek için bıkmadan günlerce çalışırdım. Ve mutfak; annem hiç bir zaman hayır demezdi, mutfak içindeki denemelerime. Mutfak dağılmış ve kirlenmiş pek umurunda olmadığını hatırlıyorum. Özgürce istediğim hamuru hazırlar ve pişirirdim. Çok şanslı olduğumu yıllar sonra anladım.
AİLE + KÜLTÜR + ŞANS…
Yaşadığımız coğrafyayı ve ailemizi seçme şansı olmadan bu dünyada var olmaya başlıyoruz.
Çocukluk yıllarımdan itibaren, doğduğum sahil kasabasını çok sevdim. Ailem ile büyümeyi sevdim. İlgi alanlarımda çalışmama ve deneyimlerimi çoğaltmama her zaman izin verildi. Özgür bırakıldım. Hiçbir konuda baskı ve yönlendirme yapmadılar.
Doğup büyüdüğüm Ege deniz kültürünün ve ailemin sabırla dantel örer gibi bana aktardıklarına hayranlığım her geçen gün artıyor.
Seçtiğim tasarım mesleğini; hümanist bir bakış acısı, güçlü empati yeteneğiyle, doğaya saygılı, tüm canlılara değer vererek yapıyorsam; öncelikle annem ve babam sayesinde.
Her zaman tüm bu hikâyelerin peşinde koştukça; tasarım mesleğini daha titiz bir şekilde uyguladığımı görüyorum.
Ve çocuk sahibi olmak. Hayatta en büyük sorumluluğun bu dünyaya bir canlı getirmeye aracılık yapmak olduğuna inanıyorum. 29 yaşında anne oldum. Meraklı, heyecanlı ve hep sürprizlerle dolu, kıpır kıpır ve çok güzel bir öğretmen girdi hayatıma.
Kızım, Kapris ile birlikte hayatı deneyimlemek; en büyük şansım.
HİPERAKTİV + TAKINTILI + MERAKLI + KORKUSUZ …
55 yıl: 20 bin 89 gündür her sabah bu dünyaya gözlerimi açıyorum. Gün hep erken saatlerde başlar ve her zaman enerjik uyanırım.
Düşününce pek gerçekçi gelmiyor. Bu kadar çok yılın ve sayının farkında mıyım?
55 yıldır hayatımın tasarımından sorumluyum, iyi yaptım mı?
Kendimi tatmin edebildim mi? Soruları çok kolay çoğaltabilirim.
Hayatıma ve ürün tasarımlarıma baktığımda sürekli bir hareket ve değişim olduğunu görüyorum.
55 yıl içinde; 25 kez ev değiştirmişim. Çocukluk yıllarımı saymazsam 21 kez evimi tekrar tekrar tasarlamışım. İstanbul’da, 21 yıl önce kurduğum tasarım firmamı da 7 kez taşımışım. Hareket halinde olmak ne kazandırdı bana sorusuna; ilk aklıma gelen yanıt, güçlü ve düzenli bir şekilde taşınma işini organize etme yeteneğim diyebilirim.
Hiperaktiv olduğumu biliyorum. Yorulmam. Az uyurum. Ölünce bol bol uyuyacağımı bildiğim için, bu dünya içinde az uyumayı tercih ediyorum.
Takıntılı bir yapım var. Öğrenmek istediğim bir konuya, yapmak istediklerime ve merakla okuduğum yazarlara… takıntılıyım.
Meraklı olmayı çok önemsiyorum. Merak sayesinde; korkusuzca aklınızdaki fikirleri hayata geçirmek kolaylaşıverir.
Kendi iç sınırlarımla olan keşiflerim bitip tükenmiyor. İnsanın kendini anlaması ve keşfetmesiyle sürekli yeni kapılar açılıyor. Değişimleri acısız kucaklayabilme becerisini geliştirmeyi öğreniyorum.
Tasarım disiplini içinde çalışıp, okudukça; tüm bu özelliklerin hepsinin işimi sorunsuz yapmamı ve içinde bulunduğum problemlere tasarım aracılığıyla doğru çözümleri bulmamı kolaylaştırdıklarını daha iyi anlıyorum.
TASARIM; merakla, takıntılı olarak ve korkusuzca problemleri çözme yöntemim oldu. Yorulmak nedir bilmememi de TUTKU’yla bağlandığım; yaşama, sevdiklerime ve öğrenme isteğime bağlıyorum.
55 yıl, 20.089 gün.
Geleceğe umutla kadeh kaldırıyorum.
Özlem Tuna